Türkiye İçin 3G’den 4G’ye Geçiş Stratejisi

Türkiye İçin 3G’den 4G’ye Geçiş Stratejisi

1.nesil (1G) analog teknoloji ile başlayan insanlığın mobil haberleşme serüveni, zaman paylaşımlı (time division – TDMA) bir teknoloji olan ve 2. nesil (2G) olarak adlandırılan ses temelli GSM ile günümüze kadar devam etmektedir.  Sesin yanında veri iletim ihtiyacını da karşılamak üzere geliştirilen kod paylaşımlı (code division – CDMA) bir teknoloji olan ve 3. nesil (3G) olarak adlandırılan UMTS ise varlığını tüm etkinliği ile sürdürmeye devam etmektedir.

Özellikle son 5 yıl içinde mobil veri trafiğinin olağan üstü bir hızla artması nedeniyle mevcut 3G teknolojisinin sürekli geliştirilmesine rağmen (release 4’den release 7’ye) bu teknolojide limitlere yaklaşılmış olup bir teknolojik evrim ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

ETSI gibi standart kurumları, cihaz ve ekipman üreticileri ile servis sağlayıcıların bir koalisyonu gibi faaliyet gösteren 3GPP tarafından yayınlanan mobil haberleşme standartlarının 8. versiyonu (Release 8)  ile OFDM temelli bir teknoloji olan LTE (Long Term Evalution) dönemi başlamıştır. Yeni bir teknoloji olmasına rağmen mobil haberleşme standartlarının 8. ve 9. versiyonlarına göre geliştirilen LTE, sağladığı performans nedeniyle 3+ nesil (3,5 G) olarak kabul edilmektedir.

Mobil haberleşme standartlarının 10. versiyonu (Release 10) ve sonrasına göre geliştirilen ve “Gelişmiş LTE” (LTE Advanced) olarak adlandırılan teknolojiler ise ile 4. nesil (4G) Mobil Haberleşme Teknolojisi olarak anılmaktadır.

Dünya Telekomunikasyon Birliği (ITU) tarafından “IMT Advanced” olarak tanımlanan Mobil hücresel sistemlerin 4. nesli (4G), OFDM temelli olup bugüne kadar WiMAX ve LTE olmak üzere iki ayrı ticari uygulaması söz konusudur.

5 yıl gibi bir süredir pazarda olmasına rağmen gerek teknoloji ve gerekse iş modeli olarak yeterince gelişip kabul görmemesi nedeniyle WiMAX (802.16x)’ın daha fazla devam etmeyeceği aşikardır. Önümüzdeki 20 yılın teknolojisi olarak kabul edilen LTE-A’nin ise 2015 yılından itibaren hızla 3G şebekelerinin yerini alması beklenmektedir.

LTE’nin temelini oluşturan OFDM (Orthogonal Frequency Division Multiplex), en gelişmiş frekans bölmeli çoğullama tabanlı sayısal bir modülasyon tekniğidir. Bu tekniğin avantajı, yayınlanan sinyallerin birçok engelden yansıması nedeniyle işaret zayıflamasının frekansa, coğrafik konuma ve zamana göre değiştiği zorlu kanal koşullarında yüksek performans gösterebilmesidir. Ayrıca OFDM modülasyonunda kıtkaynak olan frekans daha verimli kullanılmakta, birim kaynak (1 Hz) başına iletilen veri hızı daha yüksek olmaktadır. Bu teknikte iletilecek olan veri, kanal koşullarına göre seçilen birden çok düşük taşıyıcı ile kodlanarak iletildiğinden, yüksek performansın yanı sıra, maliyet etkin çözümler oluşturulabilmektedir.

4G ile birlikte mobil haberleşmede bugün yeterince tatminkâr olmayan çok sayıda yeni uygulama (HD kalitesinde görüntü aktarımı gibi) mümkün hale getirecek,  ses hizmetlerinin IP temelli (VoLTE) olması buna ilişkin maliyetleri önemli ölçüde düşürecek ve 4G ile çok daha ucuza konuşmak mümkün olacak. 4G teknolojisi ile evlerimizde sabit olarak kullandığımız tüm iletişim servislerini, kablosuz ve mobil olarak kullanma imkanı olabilecektir. Yüksek iletişim hızının yanı sıra, sağlanan daha düşük gecikme performansı sayesinde, ağ tabanlı gerçek zamanlı uygulamalar, internet üzerinden HD kalitesinde gerçek zamanlı görüntü iletimi, HD televizyon gibi uygulamalar için uygun altyapıyı mümkün hale gelmektedir.

OFDM temelli olan 4G teknolojisi CDMA temelli olan 3G teknolojisine göre frekans spektrumunu daha etkin kullanıyor. Uçtan uca tamamen IP temelli olan 4G, 3G’ye göre çok daha yüksek hızlarda (hareketli olarak 100 Mb/s, sabit durumda 1000 Mb/s) veri iletimi sağlıyor. Ayrıca 4G ile 450 Mhz’den 3,5 Ghz’e kadar olan çok geniş bir spektrumda frekans kullanmak mümkün olacak. 3G’de ses ve veri için ayrı şebeke katmanları söz konusu iken 4G’de tüm hizmet türleri için IP temelli tek şebeke yeterli oluyor. Dolayısıyla 3G ve 4G şebeke topolojileri tamamen farklı olacak.

Uçtan uca IP tabanlı bir veri şebekesi olan LTE haberleşme altyapısı, baz istasyonlarından (NodeB) oluşan radyo erişim şebekesi (LTE Radio Network), veri paket merkezi sistemi (LTE Evolved Packet Core System), işletmeci merkezi kontrol birimleri (Operator’s Core) ve IP tabanlı işletmesi merkezi servis platformu (IMS-IP Multimedia Subsystem) olmak üzere a ana yapıdan oluşmaktadır.

Kullanıcıların ekipmanları (terminal cihazları) ile şebekeye erişimi için hava arayüzü (air interface) oluşturan baz istasyonları, aynı zamanda Radyo kaynağını yönetir (radio resource management) ve şebekenin en temel unsurudur. Kapsanacak yerin büyüklüğü ve niteliğine bağlı olarak fonksiyonları aynı kalmak üzere büyüklük ve kapasiteleri değişebilen baz istasyonları, büyüklüklerine göre faklı isimlendirilirler.

Düşük trafik yoğunluklu çok geniş alanların ve otoyolların kapsanması için kullanılan ve 10 km’nin üzerinde bir mesafeye kapsama sağlayan baz istasyonları Macrocell, yüksek trafik yoğunluklu şehir merkezlerinin kapsaması için kullanılan ve 1-2 km’ye kadar mesafede kapsama sağlayan baz istasyonları ise Microcell olarak adlandırılırlar.

Bunların yanında 200 metreye kadar mesafede kapsama sağlayan ve alışveriş merkezleri, tren istasyonları, büyük ofis alanları vb. yerlerin kapsanması ve yoğunluktan oluşan trafik kapasitesini arttırmak için kullanılan baz istasyonlarına Picocell, ev ve ofis gibi çok küçük alanların kapsanması için 10 metreye kadar kapsama sağlayan ve kapsamandan ziyade şebeke trafiğini havadan kabloya indirmeyi (data off-loading) amaçlayan cihazlara ise Femtocell denmektedir. Femtocellerin fonksiyon ve kabiliyetleri diğerlerine göre oldukça kısıtlıdır.

Veri iletim ve yönetimi ile kontrol birimlerinden oluşan merkezi birimler her LTE altyapısında birbirinin benzeri, farklı üreticilerin baz istasyonları (NodeB) ile çalışabilir nitelikte ve standart olmak zorundadır. Merkezi servis platformları (IMS) ise işletmecilerin verecekleri hizmet türlerine göre farklılık gösterebilirler.

CISCO tarafından yapılan çalışmalara göre 2G şebekeleri giderek azalan varlığını 2020’ye kadar sürdürebilirken 3G şebekelerinin giderek artan etkinliğinin 2020’lerden sonra da devam edeceği tahmin edilmektedir. 2012’de yaygınlaşmaya başlayan 3G LTE ise 2015’den itibaren 4G LTE-Adv halini alarak ve giderek yaygınlaşıp 2030’lara kadar varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Tahsis edilmesi gereken frekanslar

4G (LTE-A) ile hedeflenen veri iletim hızına erişilebilmesi için oldukça geniş bir frekans bandının kullanımına ihtiyaç vardır. İdeal durumda 1 GByte veri iletimi için 100 Mhz’lik bir frekans bandı gereklidir. Bu ihtiyacın tek bir frekans bandından karşılanması oldukça zor (özellikle birden çok işletmeci için) olduğundan 4G (LTE-A) ile frekans bantlarının birleştirilmesi (carrier aggregation) özelliği getirilmektedir.

ITU tarafından mobil/kablosuz haberleşme için ayrılan tüm bantların 4G (LTE-A) için de kullanılması mümkündür. Aşağıdaki gösterimden de anlaşılabileceği üzere bu bantlar 450 Mhz’den 2600 Mhz’e kadar geniş bir spektrumu kaplamaktadır.

Frekans yükseldikçe kapsayabileceği alan azalmasına rağmen veri iletim (trafik) kapasitesi arttığından genelde şehir merkezlerinde 1 Ghz üstü; frekans düştükçe veri iletim (trafik) kapasitesi düşmesine rağmen kapsama alanı genişlediğinden nüfus yoğunluğu düşük yerler ve kırsal alanda ise 1 Ghz altı frekanslar kullanılmaktadır. 2013 yılı itibari ile dünyada işletmeye alınan LTE şebekelerinin yüzde 75’i  1 GHz üstü frekans bantlarında çalışmaktadır.

LTE standartlarında tanımlı olan kanal-bant genişlikleri 1.4 MHz, 3 MHz, 5 MHz, 10 MHz, 15 MHz ve 20 MHz’dir. Kanal erişim tekniği, dünyada ve özellikle Avrupa’da yaygın kullanımı olan FDD (Frequency Division Duplexing) erişim tekniğidir. Bu durumda tanımlı olan bant genişlikleri hem yukarı hat (uplink) hem aşağı hat (downlink) yönünde kullanılacaktır. Maksimum kapasiteye erişebilmek için toplam 2×20 MHz bant genişliğine ihtiyaç bulunmaktadır.

4G (LTE-A)’de performans ve sunulabilecek hizmetlerin çeşitliliği kullanılabilecek frekans bandına ve bant genişliğine doğrudan bağlı olduğundan fırsat eşitliliği ve rekabet ortamı yaratılması amacıyla bahsi geçen tüm frekans bantlarının olası tüm işletmecilere eşit olarak tahsis edilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Öncelikli olarak Türkiye’de büyük ölçüde boş olan 1800 MHz (Band 3) frekans bandının  tahsis edilmesi; daha sonra ise, nüfus yoğunluğu düşük yerler ve kırsal alan kapsaması için 800 MHz (Band 20) frekans bandının, şehir merkezlerinin kapsanması için ise 2600 Mhz frekans bandının birlikte tahsis edilmesi doğru olacaktır.

Ortak altyapı ve aktif tesis paylaşımı

Kaynakların etkin ve verimli kullanılabilmesi için altyapı ve tesislerin paylaşılması ve/veya ortak kullanılması büyük önem taşımaktadır. Türkiye bu fırsatı 2G’de tamamen kaçırmış, 3G’de ise çok kısıtlı da olsa yakalayabilmiştir. 4G’de hedef, bu konuda geçmişte yapılan hataların tekrarlanmayarak altyapı ve tesislerin paylaşılması ve/veya ortak kullanılmasının sağlanılması olmalıdır.

4G (LTE-A), uçtan uca tamamen IP temelli bir şebeke teknolojisi olup değişik seviye ve katmanlarda paylaşıma açıktır. Radyo Erişim Ağı (Radio Access Network – RAN) ve çekirdek şebeke (Evolved Packet Core – EPC) elemanlarının işletmeciler tarafından aktif paylaşımı mümkündür.

Olabildiği ölçüde (örneğin kırsal alanda, yollarda ve belli nüfus yoğunluğu altındaki her yerde RAN altyapı ve tesislerin paylaşılması ve/veya ortak kullanılması teşvik edilmeli hatta zorunlu hale getirilmelidir.

4G ile birlikte özellikle veri trafiğinin olağan üstü artmasının da bir sonucu olarak 2G ve 3G’ye göre daha küçük hücrelerden oluşan bir şebeke yapısı oluşturulması zorunlu hale gelmektedir.

Daha küçük hücre daha çok sayıda baz istasyonu demektir, dolayısıyle 4G ile birlikte baz istasyonu sayısında önemli ölçüde artış olması kaçınılmazdır. 2G’de makro boyutta olan baz istasyonları 3G’de makro ve mikro boyutlarda olurken 4G’de makro boyuttan piko boyuta her türden baz istasyonu büyüklüğüne ihtiyaç olacaktır.

Mobil haberleşme şebekelerinin kurulum yatırımı (Capex) ve işletme maliyetlerinin (Opex) en büyük kısmını RAN, yani baz istasyonları oluşturmaktadır. Dolayısıyle 4G ile birlikte bu maliyetler 2G ve 3G’ye göre önemli ölçüde artış gösterecektir.

Mobil haberleşme pazarı, ses trafiğinin giderek azalıp veri trafiğinin olağan üstü hızla artmakta oluğu mevcut yapısı ile gelirlerinden bu maliyetleri karşılamakta oldukça zorlanacaktır. Dolayısıyle 4G ile birlikte farklı ve yeni iş ve işletme modelleri oluşturulması kaçınılmaz görülmektedir. Bunların başında da altyapı ve tesislerin paylaşılması ve/veya ortak kullanılması gelmektedir.

Dünyada ortak altyapı kullanımı kapsamında yaygın olarak aşağıda verilen iki modelin uygulandığı görülmektedir.

Operatör kuruluşların ortaklaşa yatırımları yoluyla altyapının kurulması ve ortak kullanılması model ile yatırım ve işletme maliyetlerinde önemli ölçüde tasarruf sağlanarak hizmet fiyatlarında artışa gidilmeden yeni teknolojilere yatırım daha kolay mümkün hale gelebilir.

Bir başka yaygın model ise, devletin de içinde olduğu kamu-özel işbirliği (Public Private Partnership – PPP) modelidir. Bu modelin bir önceki modelden en önemli farkı, altyapıların kurulumunda devletin de aktif katkısının olmasıdır. Çeşitli ülkelerde devlet tarafından 4G altyapısı kurulmasına yönelik çalışmalar mevcuttur. Söz konusu yaklaşımlara örnek olarak Rusya, Ruanda ve Kenya’da izlenen modelleri gösterebilmek mümkündür.

Türkiye’de bir 4G şebekesinin (Kamu-Net) devlet tarafından kurdurulup işlettirilmesi; mobil hizmet sağlayıcılarının (işletmeciler) bu altyapıdan kamu-özel sektör işbirliğinin (PPP-Public Private Partnership) modeli ile yararlanması sağlanabilir.

Önerim;

-Türkiye’de yurt çapında (kırsaldan, yollara, köy ve kasabalardan şehir merkezlerine kadar) kapsama sağlayacak, Kamu Güvenliği ve Acil Haberleşme için de kullanıma uygun bir 4G şebekesi devlet tarafından kurularak; bir yandan kamunun haberleşme ihtiyacını sağlarken diğer yandan atıl kapasitesini bedeli karşılığı mobil hizmet sağlayıcılarının kullanımına sunması sağlanabilir.

-Mobil işletmeciler de istedikleri yerlerde (ki buralar daha çok yüksek trafik yoğunluklu ve kurulumun fizible olduğu yerler olacaktır) kendi baz istasyonlarını kurarak rakiplerine üstünlük sağlamaya çalışabileceklerdir.

-Böylece hem Kamu Güvenliği ve Acil Haberleşme için kurulacak şebekenin atıl kalması önlenmiş olacak hem de mobil işletmecilerin fizible olmayan yerleri kapsaması zorlanmamış olacak; aynı zamanda yurdun her köşesine 4G altyapısı götürülmiş olacaktır.

Türkiye 4G pazar büyüklüğü, yerli ürün Ar-Ge ve üretim yükümlülüğü

Capital Economics tarafından yayınlanan ve İngiltere’nin 4G şebekesi ile kapsanmasına ilişkin yapılmış bir maliyet tahmin çalışmasına göre İngiltere’de ülke çapında yaygınlığı olan bir şebekenin kurulumu için 5,6 milyar Pound gibi bir yatırım söz konusu olacaktır.

Bizim tahminlerimize göre ise; Türkiye’de 4G’ye geçiş için 10 yıl içinde; bir şebeke için yaklaşık 5 milyar $ olmak üzere 3 şebeke için toplamda yaklaşık 15 milyar $ yatırım gerekecektir.

Eğer gerekli tedbirler alınmaz, yeterli teşvik ve düzenlemeler yapılmaz ise bu paranın tamamının yurt dışına gideceği kesindir. Türkiye için oldukça büyük bir miktar olan bu paranın yurt içinde kalması halinde ise ülkemizin cari açık problemine fayda sağlayacağı gibi binlerce kişilik iş gücü potansiyeli yaratacağı açıktır.

Bunun için 4G yetkilendirmesi kapsamında 3G yetkilendirilmesinde tesis edilen Ar-Ge yükümlülüğünün geliştirilerek korunması yanında yerli ürün kullanımının teşvik edilmesi önemlidir.

Bu kapsamda 3G lisans ihalesinde uygulanan Ar-Ge ve KOBİ yükümlülükleri ve 3G yatırım yükümlülükleri altında değerlendirilen donanım ve yazılım ürünlerine (Enerji ve Klimatizasyon Bileşenleri, Anten Sistemleri,  Şebeke Bileşenleri, Transmisyon Sistemleri, Operasyonel Sistemler) ek olarak, 4G şebekesi için milli imkanlarla tasarlanan ve üretilen cihazların da teşvik edilmesi veya zorunluluk kapsamına alınması uygun olacaktır.

Ar-Ge faaliyetleri Türkiye’de gerçekleştirilmiş ve üretimi yurtiçinde yapılmış ürün kullanımının (baz istasyonu, anten vb.) Ar-Ge yükümlülüğü kapsamında en önemli kriter olması gerektiği değerlendirilmektedir.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB) Savunma Sanayi Müşterşarlığı’nın yürüttüğü ve devlet tarafından finanse edilen ULAK projesi kapsamında tamamen milli imkanlarla geliştirilen yerli 4G baz istasyonunun kullanılması tüm ilgililerin hedefi olmalıdır.

Teknolojiyi yoğun kullanmakla övünen bir ülke olmaktan, en son teknolojiyi üreten ülke olmaya dönüşebilmek için 4G ile ilgili tüm unsurları yerli olarak geliştirip üretmeliyiz. Bunun için gerekli her türlü imkân ve yetkinlik ülkemizde mevcuttur. SSM’in vizyoner yaklaşımı ile başlatılan ULAK projesi bunun en güzel örneğidir. SSM’in vizyoner tutumun örnek alımasının milli bir görev olduğu inancındayız.

Mevcut kullanıcı cihazlarının ve şebeke cihazlarının LTE teknolojisine uyumluluğu

LTE uyumlu kullanıcı cihazı (cep telefonu, tablet, kamera, yönlendirici, dongle, laptop) çeşidi sayısı 2218 adettir.  LTE abone sayısı ise 280,4 milyon’dur. Bunlar çok büyük ölçüde LTE Advanced öncesi ürünlerdir. 2015’den itibaren LTE-Adv (4G) uyumlu ürünlerin pazarda varlığı belirginleşecektir.

Mevcut şebeke cihazlarının ise bazı donanım ve yazılım güncellemeleri ile LTE teknolojisini kısmi olarak destekleyebileceği ancak LTE-Advanced teknolojisini destekleyebilmesi için ciddi donanımsal ve yazılımsal güncellemelere ihtiyaç duyacağı değerlendirilmektedir.

LTE yeni bir teknoloji olmasına rağmen 4G’nin ön aşaması konumundadır. LTE’nin ileri aşaması olan “LTE Advanced” ise 4G olarak nitelendiriliyor. OFDM temelli olan 4G teknolojisi CDMA temelli olan 3G teknolojisine göre frekans spektrumunu daha etkin kullanıyor. Uçtan uca tamamen IP temelli olan 4G, 3G’ye göre çok daha yüksek hızlarda (hareketli olarak 100 Mb/s, sabit durumda 1000 Mb/s) veri iletimi sağlıyor. Ayrıca 4G ile 450 Mhz’den 3,5 Ghz’e kadar olan çok geniş bir spektrumda frekans kullanmak mümkün olacak. 3G’de ses ve veri için ayrı şebeke katmanları söz konusu iken 4G’de tüm hizmet türleri için IP temelli tek şebeke yeterli oluyor. Dolayısıyla 3G ve 4G şebeke topolojileri tamamen farklı olacaktır.

Yetkilendirme

Teorik bir yaklaşım olmasına rağmen pratikte dünyanın hemen hiç bir yerinde tamamen teknoloji nötr bir regülasyon söz konusu değildir. En liberal ülkeler bile kullanılacak teknolojiyi kendi stratejik değerlenirmelirine göre belirlemektedirler. Örneğin çok yakın zamana kadar bir Avrupa teknolojisi olan GSM ABD’ye girememiş, bir Amerikan teknolojisi olan CDMA ise Avrupa da yer bulamamıştı.

Önümüdeki 20 yıllık dönemde kullanıcılar tarafından ihtiyaç duyulacak ses, veri kapasitesi, hız ve servis kalitesi ihtiyaçlarının LTE-A teknolojisi ile karşılanabileceği değerlendirilmektedir. Bu nedenle frekansların LTE spesifik tahsisinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.

Mobil haberleşme teknolojileri üzerine yapılmış araştırmalar göstermektedir ki, ülkeden ülkeye birkaç yıllık farklar göstermekle birlikte her 10 yılda bir yeni nesil teknolojiler pazarda yerini almakta ve yaklaşık 20 yıl pazarda varlığını sürdürmektedir. Bu süreler hem teknolojinin olgunlaşıp yaygınlaşması için hem de işletmecilerin bir önceki nesil için yapmış oldukları yatırımları geri kazanabilmesi için gerekli olan sürelerdir.

WiseHarbor tarafından yapılan bir çalışmaya göre; Mobil haberleşme teknolojileri 9-10 yılda bir evrilerek yenilenmekte, 16-20 yıl kadar da hizmet vermeye devam etmektedirler.

Dünya üzerinde pek çok ülkede işletmeciler LTE şebekeleri kurmaya ve kablosuz genişbant internet hizmeti vermeye başlamıştır. Ancak bunlar daha çok 3G şebekesi olmayan ya da 3G altyapıları eski olan, WiMAX lisansı alıp bu teknolojinin ölmesi ile boşluğa düşen işletmecilerdir.

4G’ye geçiş hazırlığı niteliğindeki mevcut LTE, gelişmiş 3G teknolojisinden (HSPA) daha iyi performans sergilemediği ve yeni geliştirilmekte olan bu teknoloji henüz olgunlaşıp makul fiyatlara ulaşmadığı için, LTE’nin yaygınlaşması çok hızlı olmayacaktır.  4G teknolojisi olan LTE Advanced ise yeni geliştiriliyor ve dünya genelinde henüz deneme şebekeleri dışında gerçek anlamda ticari uygulaması bulunmamaktadır.

Türkiye 3G lisanslarını 2008’de vererek bazı çevrelerin bu alanda geç kalındığına yönelik eleştirilerine karşın çok avantajlı olmuştur. Dünyadaki ilk 3G şebekesinin 2000 yılında devreye alınmasına karşın 3G hizmetleri ülkemizde 2009 yılında hem en ucuz hem de en olgunlaşmış teknoloji kullanılarak verilir olmuştur. Türkiye’deki üç büyük işletmecinin de 3G altyapıları teknolojinin en son noktası olan HSPA seviyesinde bulunuyor. Yapılan saha ölçümleri, şu anda Türkiye’deki işletmecilerin sunduğu 3G performansının pek çok ülkedeki LTE performansının üzerinde olduğunu gösteriyor.

Türkiye’de ikinci nesil (2G) olan GSM, 1994’de hizmete girmiş olup 20 yıldır varlığını azalarak ta olsa sürdürmeye devam etmektedir. Üçüncü nesil (3G) olan UMTS ise 2009’da pazardaki yerini almış olup onun da 20 yıla yakın bir süre varlığını sürdürebileceğini söylemek yanlış olmayacaktır.  Buna göre dördüncü nesil (4G)’nin pazardaki yerini alması için doğru zamanın 2019 civarında olacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Türkiye Pazar olarak 4G’ye hazır değildir, çünkü 2009 yılında hizmet vermeye başlayan 3G şebekeleri henüz Türkiye sathında yaygınlığını tamamlayamadığı gibi, bir yandan buna ilişkin yatırımlar da devam ettiği için işletmeciler yaptıkları yatırımları geri alabilmiş değillerdir. Dolayısıyla 4G yatırımları için kaynak bulmaları kolay olmayacaktır.

Ayrıca Türkiye’deki mevcut 2G ve 3G altyapısının kurulmasının tamamen ithalata dayalı olması bütçede büyük cari açıkların oluşmasına neden olmuştur. Bundan da ders alınarak 4G’de dışa bağımlılığı en aza indirilmek ve maliyet etkin bir milli çözümün oluşturulması için devlet tarafından LTE Advanced seviyesinde milli macrocell baz istasyonu geliştirilmesi projesi başlatılmıştır. Tasarlanan cihazın piyasaya sunulmasının beklenmesinin ülke ekonomisi açısından faydalı olacağı değerlendirilmektedir. Çıkarılacak ilk ürün LTE Advanced (Release 11) destekli olup, ürünün yol haritası Release 12 ve Release 13’ün de yayınlandıktan sonra desteklenmesini içermektedir.

Halihazırda Dünya’da LTE Advanced destekli herhangi bir ürün bulunmamakta olup geliştirilmekte olam milli LTE Advanced macrocell baz istasyonunun Dünya’daki rakipleri ile aynı anda piyasaya çıkması planlanmaktadır. LTE Release 12’nin yayınlanmasının 2015 yılı sonunu bulacağı ve Release 13’ün de bu tarihten daha sonra (2016 yılı içerisinde) çıkacağı bilinmektedir. Release 12 ve Release 13 ile gelişmiş Kamu Güvenliği uygulamaları da desteklenecektir. Yetkilendirme zamanının seçilmesinde, yetkilendirmenin Kamu Güvenliği ve Ticari için eş zamanlı yapılmasının önem arz ettiği değerlendirilmektedir.

LTE (Long Term Evolution) teknolojisinin ortaya koyacağı teknolojik olanaklar göz önüne alındığında 20 yıllık süre boyunca mobil iletişim sektörünün servis ihtiyaçlarını karşılayacağı dünya çapında değerlendirilmektedir. Bu husus ve özellikle altyapı kurulumları için yatırım maliyetlerinin yüksek olacağı değerlendirildiğinde yetkilendirme süresinin mümkün olduğunca uzun seçilmesi uygun olacaktır.

LTE / LTE-Advanced ile birlikte gelen yeniliklerin ihtiyaç duyduğu frekans bant genişliklerini karşılayacak ve bu yönde tahsis edilecek frekans bölgeleri ve bu frekans bölgelerindeki bant genişliklerindeki kısıt ve mevcut mobil iletişim pazarının geldiği noktadaki rekabet koşullarının ağırlığı nedeni ile yeni işletmecinin olabilirliğinin mümkün olmadığı değerlendirilmektedir.

Ancak Kamu-Net benzeri bir altyapının varlığı ve yeni işletmecilerin kullanımına sunulması ya da kapsama yükümlülüğünün aranmaması, alt yapı yatırım maliyetlerinin düşürülmesine yönelik olarak hali hazırda diğer operatörler tarafından kurulmuş alt yapının kullanılabilirliği ve sadece belirli konularda hizmet beklentisi (örneğin sadece veri servisleri) gibi teşviklerle yeni bir işletmecinin aday olabileceği değerlendirilmektedir.

Kamu-Net ya da PPP modeli bir oluşumla altyapı maliyetlerinin düşürülememesi halinde yatırımcı bulmak kolay olmayacaktır. Bu nedenle önceden yüksek lisans bedeli alınması yerine düşük lisans bedeliyle başlayıp gelirden pay alınması modeli üzerine yoğunlaşılması önerilmektedir.

Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ve bağlı diğer kamu kuruluşları tarafından da uygulanan; açık ihale usulü ile bütün isteklilerin teklif verebildiği, belirlenen muhammen bedel üzerine açık artırım yöntemiyle ihalenin gerçekleştirilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.

LTE-Advanced ile gelen veri hızları ve kapasite ihtiyacı göz önüne alındığında mevcut fiber-optik ve R/L alt yapılarında dar boğaz olabileceği değerlendirilmektedir. Özellikle LTE-Advanced ile birlikte gelen yenilikler kapsamında kullanıcılara kaliteli hizmet verebilmek için fiber-optik ve radyolink alt yapısına yönelik daha büyük yatırımlara gerek duyulacaktır.

Ahmet Hamdi ATALAY

NETAŞ

ahmet.atalay@netas.com.tr

Previous e-Devletin Devlet İçinde Kurumsal Örgütlenmesi
Sonraki ASUS ZenFone İle #2BinCebinde

Diğer Yazılar

Yazarlar 0 Yorum

Dünyanın En Teknolojik Kaleminin Evrim Süreci

Çin’de hat sanatının başladığı günden bu yana farklı formlarda varolan ve medeniyetin sembolü yazıya can veren kalem; binlerce yıllık süreçte hayvan tüylerinden yapılma fırçalardan kaz tüyüyle donatılmış çelik kalemlere, dolmakalemden

Yazarlar 0 Yorum

Sanal Değerlendirme Merkezi, İnsan Kaynaklarını Dijitalleştiriyor

Türkiye’nin önde gelen ölçme ve değerlendirme firmalarından Assesment Systems Türkiye’de insan kaynakları alanında bir ilke imza attı ve Sanal Değerlendirme Merkezi uygulamasını hayata geçirdi. İnsan kaynakları (İK) dünyasında son yıllarda

Yazarlar 0 Yorum

Mekana Göre Müzik

Türkiye’de 4000’in üzerindeki halka açık noktada yasal müzik yayını yapan SMG, mekanlardaki müzik seçiminin önemine dikkat çekiyor. Bir restoranda çalan müziğin spor merkezinde kullanılamayacağını belirten SMG Yönetim Kurulu Başkanı Gül

Yazarlar 0 Yorum

Akıllı Telefonlardaki Video Görüntü Duraksaması, Strese Artışına Sebep Oluyor

Ericsson Mobilite Raporu’nun GSMA Mobil Dünya Kongresi’nde yayınlanan en son versiyonu, farklı ağ performansı seviyelerinin akıllı telefon kullanıcıları üzerindeki etkisi ile mobil operatörler ve dijital içerik sağlayıcılara dair algı hakkında önemli

Yazarlar 0 Yorum

Veri Depolamada Yazılımın Rolü Artıyor

Araştırma şirketi McKinsey’in raporuna göre, 2020’de sayısal veri kapasitesi 35 ZettaByte’a ulaşacak. Bağımsız araştırma kuruluşu Statista’nın dünya çapında yaptığı araştırmada ise küresel depolama pazar payı, sene sonuna kadar 17,2 milyar

Yazarlar 0 Yorum

Çağrı Merkezi Sektörü’nde Kadın Ağırlığı

Son yıllarda büyümesini hem ekonomik olarak hem de istihdam anlamında sürdüren Türkiye Çağrı Merkezi Sektörü bugün 3,4 Milyar TL pazar değerine ve 80.000’in üzerinde istihdama ulaşmış durumda.  Anadolu’nun birçok kentindeki

0 Yorum

Henüz Yorum Yok!

Siz bu yazıya ilk yorumu yapabilirsiniz!

Yorum Yazın

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.